16 Mart 2013 Cumartesi

IBM Nasıl Kuruldu ?


Amerikalı Watson IBM (Industrial Business Machines) (Endüstriyel Büro Makineleri) adlı şirketin EDV (Elektronik Bilgi İşlem) tesisleri alanında dünya genelinde başta gelen üretici durumuna gelmesini sağladı. Uzun zaman karşı koyduktan sonra, 50′li yılların ortasında bilgisayar işine girdi ve ilk program dillerinin (FORTRAN) geliştirilmesi için ön ayak oldu.
Thomas Watson, odun ticaretiyle uğraşan İskoç/İrlanda kökenli bir göçmen ailesinin beş çocuğunun ilki olarak Campbell/New York’ta doğdu. Babası!oğlunun hukukçu olmasını istediyse de, o pedagoji eğitimine başladı ama bundan da çabucak caydı. Onun yerine Elmira/New York’ta bir ticaret lisesine devam etti. 18 yaşında da büyük bir kasap dükkânında muhasebeci olarak iş buldu.
İşini doyumsuz bulan Watson, kısa bir süre sonra istifa etti ve temsilci olarak çalışmaya başladı. Başka mallar yanı sıra piyano, org ve dikiş makineleri satıyordu. Aldığı haftalıkla zengin olamayacağını anlayan delikanlı, bundan böyle yalnız komisyon esasına dayanarak çalışmaya karar verdi. Hisse senedi alıp satan bir adamın yanına girdiyse de, patronu kısa bir süre sonra Watson’ın kazandığı paralarla ortadan kayboldu.
Bir rastlantı sonucu National Cash Register (Ulusal Otomatik Kasa) şirketinde 1895′te otomatik kasa satıcısı olarak iş buldu. 1912 yılında Watson, şirket sahibi John Henry Patterson’un yardımcılığına kadar yükselmişti. Aynı yıl içinde bir tren vagonları fabrikatörünün kızı Jeannette Kittredge ile evlendi.
Watson 1914′te Patterson ile bozuşunca New York’a taşındı ve burada Computing Tabulating Recording Company’ye (CPR) müdür oldu. Bu şirketler grubu baskül, kontrol saati ve kart delme makineleri üretiminde uzmanlaşmıştı. Şirket 20′li yılların başında parasal sıkıntılara düşünce, Watson slogan, ve şarkılarla 1.200 elemanın çalıştıkları firmayla özdeşleşmesi için çaba harcadı. Şirketin adı 1924′te IBM olarak değiştirildi.
Watson üretimi delikli kartlar üzerine yoğunlaştırmakla, IBM’in dünya çapında bir şirkete dönüşmesi için gerekli temeli sağlamış oldu. Cömert bağışlarla politika hayatına da karıştı. 1932′de tamamen firmanın yararını göz önünde bulundurarak olsa da, demokratların adayı olan Franklin D.Roosevelt’i destekledi. Roosevelt’in damgasını bastığı New Deal (Yeni Düzen) reform programının uygulandığı dönemde devlet IBM’in en iyi müşterisi oldu. Sosyal sigorta sisteminin başlatılması ve ekonomiyi yeniden canlandırma yasasının uygulamaya konulması sırasında, resmi daireler o tarihe kadar karşılaşmadıkları yoğunlukta bir veri akınına uğradılar.
Bu da IBM’in arayıp da bulamadığı olumlu bir gelişmeydi. Şirketin cirosu % 50 oranında bir artış gösterdi. Watson 30′lu yılların ortasında 365.000 dolarlık yıllık bir maaşla ABD’nin en iyi para kazanan şirket yöneticisi konumundaydı.
Watson’ın fabrikanın üretim kapasitesini üçte ikisini top üretimine ayırdığı İkinci Dünya Savaşı sırasında, Cambridge’de Harvard Üniversitesi’nde çalışan Amerikalı matematikçi Howard H. Aiken, Mark I adını verdiği hesap makinesiyle, bilgisayar prototipini geliştirmiş oldu (1944). IBM şirketi ondan dört yıl sonra IBM 603 tipi çarpımlı hesap makinesini piyasaya sürdü, ardından aynı yıl içinde bölme işlemini de yapabilen 604 modelini satışa sundu.
Watson bu yeni teknik gelişmeleri büyük bir kuşkuyla karşılıyordu. Bu yüzden 40′lı yılların sonunda, kendisine delikli kartlar yerine mıknatıslı şeritlerle çalışan bir bilgisayar yapma önerisini getiren iki mühendisi geri çevirdi. Bunun üzerine rakip firma Remington Rand’a giden mühendisler 1951′de seri olarak üretilen ilk büyük bilgisayarı piyasaya sürdüler. IBM o tarihte yaklaşık 400 araştırmacı çalıştırmakla birlikte, içlerinden elektronikten anlayan hiç kimse çıkmadı.
Watson ancak Kore Savaşı’nın başlamasıyla fikrini değiştirdi. Savaşa bir katkıda bulunmak üzere, bir bilgisayar üreteceklerini bildirdi. 1953′te kamuoyuna IBM Data Processing Machine’i (Bilgi İşlem Makinesi) tanıttı. Bu bilgisayarın ilk modeli Los Ala mos/New Mexico’daki atom silahlar laboratuvarında işletmeye alındı. IBM bundan bir yıl sonra FORT RAN program dilini geliştirerek, bunu izleyen yıllarda dünya çapında başta gelen bilgisayar üreticisi pozisyonuna gelebildi.
82 yaşına gelmiş olan Watson ölümüne birkaç hafta kala kendilerine bağlı dış ülkelerdeki yaklaşık 140 şirketi IBM World Trade Corporation (IBM Dünya Ticaret AŞ) adı altında birleştirdi. Mayıs 1956′da şirketin yönetimini oğlu Thomas’a devretti. Watson, doktorların ısrarlarına karşın acil olarak yapılması gereken ameliyata yanaşmadığından, bir ay sonra New York’ta mide ülserinden öldü.

13 Mart 2013 Çarşamba

Nasıl Başarısız Yönetici Olunur?


Geçtiğimiz kasım ayında yapılan bir araştırmaya göre, şu an bir yerde çalışmakta olanların %85′lik bir kısmı kendi işinin başına geçmek istiyor. Yönetici veya patron olmak her çalışanın en gözde hayalleri arasında yer alıyor diyebiliriz.
Son yapılan araştırmaların bazılarında da “CEO” dijital dünyadaki en popüler ünvanlar arasında ilk 5′te yer alıyor. Bir şirket açıp, onun başına geçerek kendimize CEO ünvanı vermek aslında çok da zor değil; ama peki gerçekten sadece ünvana sahip olmak bizi gerçek anlamda bir yönetici yapıyor mu diye sormak lazım.
Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre; çalışanların%60′ı işinden memnun değil ve bunun sebebinin ne az maaş ne çalışma koşulları ne de imkanlar olduğunu söylüyorlar. Mutsuzluklarının asıl sebebi kötü yöneticiler.
Sadece çalışanlar açısından bakmamak lazım, işin bir de gerçekten “iş” kısmı var. Ekonomik güçlükler ve etkenlerle nasıl mücadele edeceğini bilmeyen yöneticiler de şirketlerin kapanmasına sebep olabilir. Hatırlarsanız 2000′li yılların başlarında patlayan Dotcom Balonu‘ndaki genç ve deneyimsiz yöneticilerin de bu krizdeki payları büyüktü.
Peki nasıl kötü ve başarısız yönetici olunabiliyor? Hangi konular yanlış yapılıyor ki şirketler, çalışanlar ve tabii ki yöneticiler bu kötü sonuçlarla yüzleşmek zorunda kalıyorlar. Gelin beraber yöneticilerin en sık yaptığı hatalara beraber göz atalım.
En büyük hatalardan biri, kişinin bu sorumluluğa hazır olmaması. Çalışanlar, yönetici olmadıkları zaman kendi işlerinden sorumlu olurlar ve birilerinin gözetimi altında işlerini yapmaya çalışırlar. Fakat bu kişi yönetici koltuğuna oturduğunda kendi işinin dışında bir de diğerlerini gözlemlemek zorunda kalır ve eğer kendisini denetleyecek biri olmazsa ve yönetici bu duruma hazır değilse, bir süre sonra yaptığı işlerin kontrolünü kaybedebilir.
Hayatta insanın karşısına sürekli farklı fırsatlar çıkabiliyor ve birçok insan bu fırsatları kaçırıyor. Fırsatları kaçmasını şansızlığa bağlasalar da aslında bu fırsatların kaçmasının en büyük unsuru,kişinin o an bu sorumluluk ve fırsata hazır olmamasıdır. Bu sebeple yönetici olmak isteyen kişiler, kendilerini geliştirmek için pozisyonlarının yükselmesini beklememeli ve işi almadan önce kendilerini bir lider ve yöneticiymiş misali bu işe hazırlamalılar.
Kendinizi geliştirmek için yeterince çalışmamak ve vakit ayırmamak da yöneticileri başarısızlığa götürecek bir diğer faktör. Spor, müzik, sanat ya da iş dünyası fark etmeksizin, alanının en iyi isimlerine bakın. Hepsinin kendi alanlarında sürekli pratik ve egzersiz yaparak, işlerini bir adım öteye taşımak için çalışıyor.
Başarısız Yönetici
Dünyanın en iyi futbolcusu ödülünü son iki yıldır arka arkaya alan Messi, Barcelona’nın A takım kadrosuna girdiğinde belli ki çalışmayı bırakmadı; Madonna‘nın konser şovlarının koreografileri 2 günde tamamlanmadı. Ya da Jameikalı Usain Bolt 100 metreyi 9,63 saniyede koşmasının ardından bir sonraki olimpiyatlarda, bana yeter bu kadar demedi ve kendi rekorunu tekrar kırdı ve 9,58 saniyede100 metre koştu. İşini bir adım öteye taşımak ve kendinizi geliştirmek için kilit nokta asla “ben oldum” dememek olsa gerek.
Düzensiz ve plansız olmak da bir yöneticinin en büyük düşmanı diyebiliriz. Programınızı düzgün bir şekilde ayarlayarak işlerinizi organize edebilir, toplantılarınıza vaktinde katılabilir, küçük notlar tutarak yapılması gereken işleri ayarlayabilirsiniz. Eğer teknolojiyle iç içeyseniz ve mobil cihazlarınızdan kopamıyorsanız, bu cihazlardaki mobil uygulamalar ile kendinize hatırlatmalar koyabilirsiniz. iPhone için10 farklı hatırlatma uygulamasının olduğu bu sayfaya bakabilir ya da Google’ın takvim özelliğini akıllı telefonunuzla senkronize hale getirerek günlük tutabilirsiniz.
Patronsunuz diye her şeyi biliyormuşsunuz gibi davranmamanız lazım. Türkiye’deki herkesin en büyük zaafının bu olduğunu düşünüyorum. Bunun en basit örneği bir esnafın dükkanına girip yol tarifi sorsanız, bilmiyorsa bile size bir şeyler anlatmaya kalkar. “Bilmek” fiilinin TDK’daki karşılığı “bir şeyi anlamış veya öğrenmiş bulunmak” olarak veriliyor. Bilmemek de o zaman bir şeyi anlamamış ve öğrenmemiş olmak olarak açıklanabilir. O yüzden bilmiyorum demenin ayıp veya güçsüzlük göstergesi gibi bir anlamı yok. Patronsunuz diye her şeyi bilmek zorunda değilsiniz, aksine bir şeyi bilmediğinizi söyleyip, diğerlerinin fikrini almak çalışanların fikirlerini önemsediğinizi gösterir.
Herkese ve her şeye evet demek de şirketinizin yönetiminizi etkileyen bir faktör. Gün içinde tüm çalışanlarınıza vakit ayırır, onların sizin işinizi bölmesine sürekli izin verirseniz, belki onları işi tamamlanmış olacak; ama kendi işlerinizi toparlamak için fazla mesai yapmak zorunda olacak olan siz olacaksınız. Bunun gibi durumların önüne geçmek için çalışanlarınıza belli zamanlarda vakit ayırmak ve onların sizin de çalışmanız gerektiğinin farkında olmalarının sağlamanız gerekiyor.
Başarısız Yönetici
Şirket ve ekip içi toplantılar yapmayan yöneticiler de uzun vadede bakıldığında bir gün başarısızlıkla yüzleşebilirler. Haftalık ekip toplantıları işlerin gidişatını değerlendirip, ekibin moralini ve ihtiyaçlarını dinlemek için oldukça önemli. Yaptığınız işe ve yoğunluk durumuna göre bu tip toplantılar 2 haftada bir ya da ayda bir olacak şekilde de düzenlenebilir. Buradaki amaç, her ne kadar yönetici olsanız dahi, ekibin bir parçası olduğunuzu ve en önemli işin başında olduğunuzu ekibe göstermek. Çalışanlarına ve onların yaptıklarına değer veren yöneticiler kendi değerlerini de yukarı taşımış olurlar.
Karar verme ve bu kararları eyleme geçirme konusunda iyi değilseniz ve sürekli işleri erteleme yoluna gidiyorsanız, kulübe hoş geldiniz. Yakın bir zaman içinde siz de başarısız yöneticiler kulübünde “ekonomi çok kötü, çalışanlar işlerini iyi yapmıyor, sektör çok bozuldu” gibi konuların konuşulduğu bu kulüpte mazeret üretebilirsiniz. Lider olmanın ve peşinizden birilerini sürüklemenin en göze çarpan yönlerinden biri de karar verme ve bunu uygulama yeteneği diyebiliriz. Verdiğiniz kararın doğru olduğuna inanıyorsanız, hemen harekete geçin, ertelemeyin.

Yönetici olmak sizi ünvan olarak diğer çalışanlardan sadece aldığınız maaş ve yaptığınız iş kadar farklı kılar. Ünvanlar kaldırıldığında herkes eşittir, bu yüzden de karşınızdakilere sırf ünvanınız var diye gaddar ve zulmeder gibi davranmak, uzun vadede markanıza ve sizin yönetici kişiliğinize zarar vermekten öteye gitmeyecek. Yöneticisi olduğunuz şirketteki her bir çalışanın içindeki en iyi potansiyeli çıkartmaya gayret gösterin.
Çalışanların içindeki en iyiyi çıkartarak, mümkün olan en iyi şekilde mücadele etmelerini sağlayan en güzel örneklerden biri Barcelona Futbol Kulübü’nün eski teknik direktörü Pep Guardiola‘dır sanırım. Takımın başına ilk geçtiğinde futbolcularla yaptığı konuşmada: “eğer elinizden gelenin en iyisini vererek sahaya çıkarsanız, yenildiğimizde dahi arkanızda dururum; ama gayret göstermiyorsanız bu takımda forma giyemezsiniz” diyerek futbolcuların içlerindeki en iyiyi ortaya koymaya teşvik etti. Sonuçlar ise ortada. 5 yıl içinde 16 farklı kupa için mücadele ettiler ve 14′ünü kazandılar.
Yönetici olmak dışarıdan bakıldığında çok kolaymış gibi görülse de, aslında bakıldığında ciddi anlamda özveri ve liderlik gerektiriyor. Kötü patron olarak da işler yürür, döner sermaye yine döner; fakat nereye kadar? Günün sonunda sevilmeyen bir patron, mutsuz işçiler, orta veya vasat bir şekilde ortaya koyulmuş işler ortaya çıkar.
kaynak : eticaretmag.com

En Asil İnsan


Eski devirlerden birinde, bir kral, ülkesindeki en asil insanı ödüllendirmek istemişti. Vezirleri, bu insanı bulmak için aylar boyu araştırma yaptılar. Sonunda, kralın huzuruna, yaklaşık on adamdan oluşan bir liste getirdiler. Bu adamlardan biri, elindeki malı mülkü ihtiyaç sahiplerinin hayrına kullanmasıyla tanınmış biriydi. Bir diğeri, hukuk bilgisinin derinliğiyle takdire layık görülmüştü. Başka biri, başarılı bir doktordu. Bir diğeri ise, insanlar arasındaki gerilimleri çözmekteki başarısıyla takdire değer bulunmuştu.

Vezirler, listeye aldıkları isimlerin soylu davranışlarını birer birer saydıktan sonra, ülkenin ücra bir kasabasında yaşamakta olan bir ihtiyardan da söz ettiler. Bu ihtiyar, küçük bir evde ölümü beklemekle meşguldü o sıralar. Gerçi ihtiyarın ne büyük bir serveti, ne müthiş bir hukuk bilgisi, ne de tıp alanında bir başarısı vardı; ama vezirler ‘’ en asil insan’’ olarak onun seçilmesi gerektiğini düşünüyorlardı.

        Kral, vezirlerine: ’Peki neden böyle düşünüyorsunuz?’’ diye sordu.
        Baş vezir cevap verdi: ’’Öncekilerin hayatta neler başardıklarını duydunuz kralım!

İşte o insanların yarıdan fazlasına bu adam öğretmenlik etmiştir.’’


Kaynak : "Hayata Yön Veren Hikayeler "
Yrd. Doç. Dr. Kahraman Aslan

Dale Carnegie ne demiş ?

Success is getting what you want. Happiness is wanting what you get."

''Başarı, istediğinizi elde etmek, mutluluk, elde ettiğinizi istemektir.''

Dale Carnegie

Sen artık ressam sayılırsın

RANGA ÇELERİ:
Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş ve onu 'Renklerin Ustası' anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa da; kısaca Ranga Guru derlermiş.

Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi ise artık eğitimini tamamlamış ve son resmini yaparak Ranga Guru'ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş.

Ranga Guru ise;

- Sen artık ressam sayılırsın Raciçi. Artık senin resmini halk değerlendirecek, diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve en görünen yerine koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Raciçi denileni yapmış ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor. Çok üzülmüş tabi. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki. Alıp resmi götürmüş Ranga Guru'ya ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş.

Ranga Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Raciçi yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru'ya götürmüş. Tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş Ranga Guru. Ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya, birkaç fırça ile birlikte... Ve yanına insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile birlikte bırakmasını istemiş.

Raciçi denileni yapmış.

Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da, boyalar da kullanılmamış. Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru'ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış.

Ranga Guru ise;

Sevgili Raciçi, sen birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşabileceğini gördün.

Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.

Oysa ikinci konumda onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkmadı, cesaret edemedi.

Sevgili Raciçi, mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın. Emeğinin karşılığını ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Onlara göre senin emeğinin hiç bir değeri yoktur.

Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma.

Og Mandino'dan güzel bir kelam

"Obstacles are necessary for success because in selling, as in all careers of importance, victory comes only after many struggles and countless defeats."

''Engeller başarı için gereklidir, çünkü diğer bütün mesleklerde olduğu gibi zafer, ancak birçok mücadeleden ve sayısız yenilgiden sonra kazanılabilir.''

Og Mandino

İMKANSIZI GERÇEKLEŞTİRMEK…


Konfüçyüs, bir gün elinde bir cam kavanoz, öbür elinde irice, kırmızı bir elmayla sınıfa girdi. Girer girmez sağ elini havaya kaldırarak sordu: ‘’ Bu elimde gördüğünüz şey nedir?’’
      ‘’Kavanoooz!...’’ diye koro halinde cevap verdi öğrenciler.
        Konfüçyüs diğer elini havaya kaldırdı: ‘’ Peki bu nedir?’’
        ‘’ Elmaaa…’’
         Ellerini indirdi. Kavanozu kürsünün önüne koydu.
Elindeki elmayı içine attı. Gülümseyerek sınıfa döndü, ‘’Kavanozdan çıkarmayı başaran elmayı yer.’’ Çocuklardan biri kalktı. ‘’Ben çıkarabilirim.’’
         ‘’Gel çıkar bakalım’’ dedi Konfüçyüs. Elini kavanoza rahatça soktu, elmayı kolayca avuçladı. Ama bir türlü elmayı dışarı çekemedi. Elma ile birlikte eli kavanozun ağzına sığmıyordu. Fakat çocuk elmayı da bırakmak istemiyordu. Konfüçyüs’e yalvarırcasına baktı: ‘’ Hocam elimi Kurtaramıyorum.’’
           ‘’Elmayı bırak’’ dedi Konfüçyüs.
           ‘’ Ama elma yemek istiyorum’’
            Bütün sınıfla birlikte Konfüçyüs de bir kahkaha attı:
‘’İki şeye aynı anda her zaman kavuşamayabilirsin, oğlum.
Tercih yapmak zorunda kalabilirsin.’’
            Çocuk düşünüyor, formül arıyor, ama bulamıyordu.
Ya eli kavanozda kalacak ki o takdirde zaten elmaya kavuşamayacaktı, ya da elmadan vazgeçip elini kurtaracaktı.
İki şıkta da elmayı yeme zevkinden mahrum kalıyordu.
Mecburen elmadan vazgeçti elini kurtardı.
           Konfüçyüs sınıfa dikkatle baktı,’’ Peki bu elmayı kavanozdan ben çıkarabilir miyim?
           ‘’Hayır!...’’ diye bağırdı tüm sınıf, ‘’ İmkansııız…’’
            Ve Konfüçyüs imkansızı başardı. Herkesin gözünün önünde avucunu açtı. Kavanozu ters çevirdi, elma yuvarlanarak eline düştü. Bu sonucu gören herkes çok şaşırmıştı. Bu kadar basit bir yöntem neden kendi akıllarına gelmemişti? Konfüçyüs ise herkesin aksine son derece ciddi görünüyordu.
            ‘’Çocuklar’’ dedi. ‘’Aslında bu göründüğü kadar basit bir şey değil.’’
             ‘’ Ama çok basit’’ diye cevap verdi çocuklardan biri, ‘’Kavanozu ters çevirince elma avucuna düşüyor.’’
            ‘’ Görünene aldanma evlat’’ derken konuşan çocuğa döndü Konfüçyüs. Elma tutan elini havaya kaldırdı, herkese gösterdi: ‘’ Gerektiği zaman bir şeyi bırakabilmek, gerçekten basit bir iş değil’’.
            Bırakmanız gereken şey bazen bir elma olabilir.
Bırakmanız gereken şey bazen bir makam olabilir.
Bırakmanız gereken şey bazen bir maaş olabilir.
Bırakmanız gereken şey bazen bir unvan olabilir.
Bırakmanız gereken şey bazen bir rütbe olabilir.
            Bırakmanız gereken şey bazen bir iktidar olabilir.
            ‘’ Unutmayın: Bırakmanız gerekeni bırakmadan özgür olamazsınız…’’

Yrd. Doç. Dr. Kahraman Aslan
 Satışın 10 Altın Kuralı

Ülkemizde Danışmanlık


Ülkemizde koçluk ve danışmanlık almak çok anlaşılmaz. Alan kişi , hap formüller ve herşeyin çözüleceğini sanır. Danışmanlıkta nispeten , danışman bilgi aktarır. Ama uygulama hizmeti alan tarafından yapılması lazım. Koçluk ise tamamen alan kişinin azim, çaba ve değişimi ile gerçekleşir. Amaç kişinin güçlü ve zayıf yanlarını keşfedip, hedefine ulaşmasına destek olmaktır ..
İnsan konfor alaninda kaldiği sürece ilerleme kaydetemez. 
ve kendini kabul etmedikçe .
Bu konuda en önemli şey ise kişinin koçuna ve danişmanına güvenmesi ve uyumudur.. Veren kişininde konusuna hakim olmasi gerekir. Bu konuda çok yetkin olmayan kişilerde maalesef bu işi yapmaktadır..

OZAMAN BAŞKA…


Diplomatın biri fakir bir adama gider ve: ‘’ Oğlunun evlenmesini sağlayabilirim,’’ der.
Fakir adam yanıtlar: ‘’ Asla oğlumun hayatına karışmam.’’
‘’Ama kız, LordRothschild’in kızı.’’
‘’ O zaman başka…’’

Diplomatın sıradaki durağı LordRothschild’dir:  ‘’Kızınız için bir kısmet buldum lordum.’’
‘’ Ama benim kızım evlenmek için çok küçük.’’
‘’Bu delikanlı öyle bildiğiniz gibi değil, halihazırda Dünya Bankası Başkan Yardımcısı.’’
‘’ O zaman başka…’’

Diplomat bu sefer soluğu Dünya Bankası başkanının yanında alır: ‘’ Size başkan yardımcısı olarak tavsiye edeceğim bir delikanlı var, inanın çok iyidir, işinize de çok yarar. Bence sakın kaçırmayın.’’
Benim zaten ihtiyacımdan fazla başkan yardımcım var, bir tanesini daha ne yapayım, olmaz…’’
‘’ Ama bu genç, LordRothschil’in damadı.’’

‘’O zaman başka…’’


Yrd. Doç. Dr. Kahraman Aslan

Aklınızda bulunsun !

"Yapılan işten zevk almak, o işi mükemmel kılar."
Aristoteles

''Kişi bir şeye kendini tamamen adadığında Tanrı da harekete geçer.''
Goethe

İletişimde en önemli şey söylenmemiş olan kelimeleri duyabilmektir. 
Peter Ducker

Amerika ve 18 ülkede 7000 kişi üzerinde yapılan testlerde , sözsüz işaretlerinden duyguları okuyabilme üstünlüğüne sahip olanların; duygusal bakımdan daha dengeli , daha popüler, daha dışa dönük, ve de daha duyarli olduklari görülmüştür 
Daniel Goleman

''En çok yaşamış olan, uzun yıllar yaşamış olan değil, yaşamanın anlamını en fazla anlamış olan insandır.''
S. Kierkegaard

Bir sorunu çözmek için güç kullanmak kötü bir yöntemdir. Genelde küçük çocuklar ve büyük devletler tarafından tercih edilir.
David Friedman

Bazılarının, sadece normal olmak için ne büyük çaba sarf ettiğini kimse fark etmiyor." 
Albert Camus

Rektörden Öğrencilerine Ders

      Columbia Üniversitesi Rektörü Nicholas Murray Butler, öğrencilerine yaptığı bir konuşmasında şöyle der: ‘’ Dünya 3 grup insandan oluşur; Bir şeyi ortaya çıkaran ve yapan küçük bir seçkin grup, bir şeyin yapılmasını seyreden daha büyükçe başka bir grup ve neyin olup bittiğini bilmeden yaşayan muazzam bir kalabalık…’’

Duygusal Zeka ile Satış

Satış bir yaşam tarzıdır. Karakterdir. Kişin alışkanlıklarının toplamıdır. Satış konusunda bilgi ve tecrübeye sahip bir Satış yetkilisi, Duygusal Zeka'ya sahip olmadan müşterisin etkileyemez, ikna edemez, uzun vadeli ilişkiler kuramaz.

Şatış personeli işe almadan önce şu testi deneyin.

Adaydan size bir kalem satmasını isteyin ve sessizce bekleyin. Aday, hemen kalemin tasarımının avantajlarını ve silginin kalitesini anlatmaya başlarsa, satmayı değil ama anlatmayı bilen bir adayınız var demektir. Ne beklemelisiniz? 
Satış gurusu J. Douglas Edwards 1970’li yıllarda Mike Douglas’ın sohbet programına konuk olmuştu.
Mike konuğundan kendisine masadaki kül tablasını satmasını istedi. Konuk sordu: “Bu kül tablasının en çok hangi yönünü seviyorsun?”
Mike yanıtladı: “Rengini seviyorum. Ayrıca, derin olduğu için, küller havalandırma çalıştığında dışarıya uçmuyor. Bir de kenarındaki girinti sayısı ideal; başka insanlar da kullanabiliyorlar.”
Konuk sordu: “Bunun için ne kadar para verirsin?”
Mike yanıtladı: “Yaklaşık 3 dolar.” Konuk “Satılmıştır,” dedi. İşte bütün satış faaliyeti böyle olmalıdır. Müşteri adayının ne istediğini bulun ve bunu onlara satın. Başvuru sahibi satmak yerine anlatsa da ona bir şans daha verebilirsiniz. Birkaç gün sonra bir meslektaşınızla görüşmesini isteyin. Meslektaşınızdan aynı “Bana bir kalem sat” testini yapmasını rica edin ve adayın ona verdiğiniz küçük dersi öğrenip öğrenmediğini anlayın. Öğrenmemişse işe almayın. Başka becerileri öğrenirken de sorun yaşayacaklardır.

Satış konusunda başarı için en önemli 7 Yetenek:

9 Yıldır e-ticaret satış kanalında çalışıyorum. Aşağıdaki bilgiler herkesin işine yararyacak türden. Sizde satış alanında çalışmak ve kariyer oluşturmak istiyorsanız aşağıda belirttiğim 7 noktada başarılı olmanız gerekmektedir.


1) Anlamak için dinlemek, 
2) Empati kurmak,
3) Düşünmek (Yaratıcı olmak),
4) İlgili olmak (Müşteriler ile), 
5) Sabırlı olmak,
6) Meraklı olmak,
7) Sorgulamak (Kendimizi, işimizi ve sektörümüzü)